Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın - Yayın Yüksekokulu’nda öğrenciyken,
15 Şubat 1968’de gazeteciliğe başladığım Anadolu Ajansı’nda, Oktay Akengin spor
servisi sorumlusuydu.
Benden
7-8 yaş büyük olan “Baba Oktay”, birileri anlatmaya, dillendirmeye, şişirmeye,
sallamaya, yandırmaya başladığında çok kızar; o tok sesiyle yayın sahibini, “Sen
şimdi bırak bunları da; icraatın nedir? Onu söyle.” diyerek sertçe haşlardı.
O dönemde,
bu tür söyleşilere sık sık tanık olduğumdan bugüne kadar “icraat” sözcüğü hiç
aklımdan çıkmadı.
40 yılı aşan çalışma hayatım süresince, bazen kendimi, neredeyse harap etme düzeyinde
yıpratma pahasına, hep “icraat”ın peşinde oldum; birçok kez de içinde…
Şimdilerde,
büyük uğraş sonucu uyum sağlamayı becerebildiğim bilgisayarda, gazetecilik mesleğini
seçmiş gençlerin yararlanmaları amacıyla bir “site” oluşturdum!
Söz konusu sitede, 60 yıllık bir ömrün deneyimlerini sergilerken herkese, bu arada
bir anı borcu olarak, tabii ki can ve kadim dost Baba Oktay’a da, “İşte icraatım.”
demek istiyorum.
*İcraat: “icra”nın çoğulu: yapılan işler, çalışmalar, uygulamalar.
1 Ağustos 2005, Göztepe,
İstanbul.
|