|
Abstract/
Giriş
/ Kültürel
Araç / Dil
ve Toplum / “Dil”de
Değişiklikler /
Dil
Engelleri / Haber
Dili / Söylem
/ Yazılı
Kitle İletişim Araçları ve Dil / Baskı
Aracı Olarak Dil / Sonuç / Kaynakça
ABSTRACT
Le language simple, touche le lecteur d’une façon beaucoup plus profonde et beaucoup
plus forte. Les mots simples sont beaucoup plus dense en émotion que les mots
compliqués.
Aussi, les longues phrases rendent le texte confus. Elles ne sont pas simples.
İl faut une bonne dose de concentration pour saisir toutes les données d’une longue
phrase.
Mots clés: Le language simple, longue phrase.
Giriş
Her insan, doğduğu ve yaşadığı çevrede konuşulmakta olan hazır bir dil bulur;
o dille düşünür, düşüncelerini dile getirir, yazışır, özetle öteki kişilerle bu
dil aracılığıyla anlaşır. Ancak kişiler bu iletişimleri gerçekleştirirken, dil
denilen sistemle önceleri nasıl konuştuklarını, sonraları da nasıl yazıştıklarını
pek düşünmezler.
Önceleri sade bir iletişim aracı olan hareket, zamanla dans, mimik, jest gibi
bedensel gösterilere dönüşmüştür. Bu arada çizgi, biçim ve renkler de, ilkel duvar
resimlerinden başlayarak grafik, çizim, hatta heykel ve mimari yapıt biçimlerini
almışlardır. Ses ise önce heceler halindeki bağırış, çağırış ve haykırışların
sözcüklere dönüşmesiyle şarkı biçimini almış, böylece düşünce, duygu ve istekleri
ifade etme aracı olan, “dil” adı verilen bir sistem ortaya çıkmıştır.
Dildeki sözler yorumlama araçlarıdır. Adlar ise eşyanın oluş biçimlerinin ayırt
edilmesine, birinin ötekinden farklılığını anlamaya ve anlatmaya yarar. Birçok
durumda sözcüklerin anlamını, uzlaşma ve kullanış biçimi belirlerse de, bunların
ortaya çıkışı kişiden kişiye değişir biçimde değil, “itibari” olmaktan çok “tabii”dir.
Düşünce, dilden değil, dil düşünceden doğar. Eşyaya ad vermek için önce onu bilmek
gerekir.(Çongur, 1999:27)
Kültürel Araç
Kişinin çevresini algılaması, belirli biçim ve içeriklerde simgelerle tanımlaması
ve yarattığı sözcüklerden ya da simgelerden dizgeler meydana getirmesi, genel
anlamda “dil” denilen kültürel aracı oluşturmuştur. Dil kültürün bir parçasıdır.
Kişi doğduğu anda edindiği ağlama ve çeşitli sesler çıkarma deneyimlerinden sonra,
kültürün öteki öğeleriyle dilin kurallarını da öğrenmeye başlar. Çocuklukta kullanılan
sözcüklerin, anlam ve fikirleri açısından söz konusu olan sınırlılık, zamanla
ortadan kalkar ve dil gelişir. Bazen sözcüklerin, sözcük haznesine katıldıktan
sonra anlam ve içeriği öğrenilir. Anlambilimcilerin ifadesiyle, dil olmaksızın
düşünmek bile olanaksızdır.
Dil ve Toplum
Dil de, öteki simge sistemleri gibi, toplumun bir ürünüdür. Toplum içinde oluşur
ve gelişir. Toplumsal simge sistemi olduğu için, dil, bir toplumun gelişmişlik
düzeyini de yansıtır. Geri kalmış ülkelerde ya da dışa kapalı toplumlarda, dilin
yapısı oldukça basit ve kullanılan sözcük sayısı sınırlıdır.
(Orwell, ... Ocenia diktatörlüğünün, sonsuza kadar yaşama arzusunu gerçekleştirmek
için, insanların dil yeteneğini olabilecek en aşağı düzeye getirmeye çalıştığını,
bunu yapmak için de sözcük sayısını 2.000 civarına düşürmeyi planladığını, sözcük
türleri arasında ayırımı kaldırmaya çalıştığını anlatıyor. Sözgelimi diktatörlüğün
dil uzmanları, “bıçak” sözcüğü varken “kesmek” sözcüğüne hiç gerek olmadığını
söylüyorlar. Gerçek amaç, insanların düşünmelerini olanaksız kılacak bir dünya
yaratmaktır.)(Erata, 2004:17)
Oysa gelişmiş, dinamik bir ekonomiye sahip, geniş kültürel etkinlikleri olan,
dışa açık toplumlarda dildeki sözcük sayısı fazla, dilin yapısı da karmaşıktır.
Dil geniş anlamda, “sözcükler ya da davranışlarla aktarılan simgesel tanımlamalar”
olarak ele alınırsa, değişik çevrelerin ve yaşam biçimlerinin, bu simgelerin değişik
yapılanmalarına yol açtıkları belirlenir. Her dil, kişilerin iletişim kurmalarının
yanı sıra gerçeği analiz ettikleri, bilinç evini yapılandıran formların ve kategorilerin,
kültürel olarak değerlendirildiği öteki dil sistemlerinden farklı tuttukları geniş
bir model sistemdir.
Her dil, varlığın sürekli yayılması ve akışıyla ilgili bu yapay parçalanmayı farklı
bir biçimde yerine getirir.(Bektaş, 1996:106)
“Dil”de Değişiklikler
İletişim sürecinin temelini, iletiyi üreten ve tüketen bireylerin üzerinde anlaştıkları
ortak kavramların bulunması oluşturmaktadır. Kişiler, ortak dillerine dayanarak
iletilerini aktarırlarken, toplumsal ve ekonomik yaşam biçimine ve çevre koşullarına
uygun yöntem ve araçlar kullanmaktadırlar.
Örneğin popüler kültür, bir toplumda yaygın biçimde paylaşılan inançları, pratikleri
ve nesneleri ifade ederken, daha siyasal anlatımıyla kitlelerin ya da bağımlı
sınıfların kültü¬rü olarak tanımlanır. Bu kültür, hem geleneklerde bulu¬nan halk
inançlarını, pratikleri ve nesneleri hem de mo¬da olan popüler inançları, bunların
yanı sıra siyasal ve ti¬cari merkezlerden yayılan kitlesel inançları, pratikleri
ve nesneleri içerir. Popüler kültür, kültürel değerleri, gele¬nekleri belli şifreler
ve kodlarla aktarmaktadır. Popüler kültür günlük yaşamın kültürüdür, çok ucuza
satın alınabilir ve temelinde de eğlence vardır.(Soygüder, 2003:17)
Dil iletişimin en temel aracıdır. İletişimde en önemli unsur olan dil düzgün olmayınca,
söylenen şey, söylenmek istenen şey olmaz. Etkin bir iletişim için gerekli olan
da düzgün kullanılan dildir. Bir metinde doğru ve anlaşılır bir dil kullanılmamışsa,
iletişim sağlıklı bir biçimde gerçekleştirilemez.(İnceoğlu, 1998:73)
Dil Engelleri
İletişim sürecinde, arzu edilen anlaşmanın sağlanamamasının en önemli nedenlerinden
biri, “dil engelleri”dir. İçerik düzeyinde anlaşılamama, kaynak ve hedefin aynı
işaret potansiyeline ya da başka ifadeyle, farklı dil kodlama sistemlerine sahip
olmalarından kaynaklanmaktadır.
Ayrıca, içerik düzeyinde karşılıklı anlaşamama, çoğu zaman aynı dile ve kültüre
sahip kişiler arasında da söz konusu olabilmektedir. İlişki düzeyinde karşılıklı
anlaşamama ise amaçlanan dil eyleminin, iletişimde bulunanlar tarafından yanlış
ya da değişik yorumlanması sonucu meydana gelmektedir.(Gökçe, 1998:156)
Haber Dili
Öte yandan, konuşma dilinden yola çıkıldığında, bu dili öğrenirken edinilen deneyim
ve aşamalar gibi, haber dilinin de öğrenilen bir dil olduğunu ve benzer bir süreçten
geçtiğini kabul etmek gerekir. John Hartley’in bu iki dille ilgili saptaması şudur:
“Baştan itibaren, dili yalnızca nesneleri adlandırmak için değil, daha da önemlisi
öteki insanlara ve dışarıdaki dünyaya karşı nasıl davranacağımızı bulmak için
kullanırız. Her birey, küçük yaşta öğrendiği davranış kalıplarını, yalnızca öğrenmekle
kalmayıp bunları anlamlandırmakta ve diğer kavramlarla bağlantı kurmaktadır.”(Yanıkkaya,
1999:11)
Sonuçta dil, içinde yaşanan toplumun normlarının ve kurallarının öğrenildiği,
toplumsallaşma içinde sürekli kullanılan bir araçtır.
Haberler de, pek çok öteki kurum gibi toplumsal ve kültürel bir kurumdur ve onların
özelliklerini taşır. Dil sistemi içinde, bir yan sistem olarak sözcüklerden ve
görüntülerden oluşan haberler, karşımıza zaten var olan, bir “toplumsal kurum
söylemi” olarak çıkmaktadır. Öyle ki, içinde bulunulan toplumun kurumları ve kuralları,
haberlere de yansır ve birey herhangi bir özel çaba harcamadan, çoğu zaman da
farkında olmadan, haberleri okumayı öğrenir.
Söylem
Bir metnin yorumlanması ile eylemin yorumlanması arasındaki benzerliği açıklamak
üzere, “söylem” kavramı, “konuşmacı ya da yazarın dili kullanımında ortaya çıkan
olay” olarak tanımlanır. Yorumlama, yorum bilgisel bir döngü içinde, parça (cümle)
ve bütün (metin) arasındaki bir hareket olarak kendini gösterir.
Her bir cümlenin anlamı, bütün metnin anlamına, aynı biçimde bütün metnin anlamı
da, her bir cümlenin anlamına bağlıdır. Bütün metni okumaya başlamadan önce, her
bir cümlenin anlaşılması için, bütünün yapısı ve anlamıyla ilgili bir başlangıç
“varsayımı” olması gerekir. Bu durum, okuyucunun ait olduğu kültürel gelenek tarafından
biçimlenen, “anlamın önceden fark edilişi” olarak adlandırılır.
Metin, cümleler bütününün
yapılanmış halidir ve yorumlamanın amacı da, bu yapıyı açıklamaktır. Her bir cümle,
az çok bilinçli olarak, öteki cümlelerle ilişkisi içindeki önemine göre, yani
önceden fark edilen bütüne uygunluğu uyarınca değerlendirilecektir. Aynı cümlenin,
farklı yollarla metnin temel taşı olarak kabul edilen şu ya da bu cümleyle ilişkilendirilmesi
her zaman mümkündür.
Bunun için de, bir metnin yorumlanması hiçbir zaman tam ve mükemmel değildir.
Metin çeşitli okumalara ve çeşitli kurgulara açık olduğu için, çok seslilik özelliğine
sahiptir.(Belsey-Chadwick, 1998:143)
Yazılı Kitle İletişim
Araçları ve Dil
Yazılı kitle iletişim araçlarında dilin kullanımı, sözlü basına göre farklılık
gösterir. Öncelikle yazılı kitle iletişim araçlarında kullanılan dilin, yazı dili
olması gerekir. Bunun anlamı, iletilerin akrarılmasında kullanılan cümle yapılarına,
sözcüklere, dilbilgisi ve yazım kurallarına uymaya özen gösterilmesi gerektiğidir.
Yazılı kitle iletişim araçlarında ayrıca, dilin, kullanılan aracın niteliğine,
hedef kitlenin sosyo-ekonomik özelliklerine göre seçilmesi de gerekmektedir. Bu
aktarımda, dilbilgisi ve yazım kurallarının egemen olacakları kesindir.
Günlük yaşamla iç içe bir konumda bulunan basın, bireyler ve toplum üzerinde belli
ölçüde izler bırakmakta, onları etkilemekte, hatta kimi zaman da yönlendirebilmektedir.
Bu nedenle basının kullandığı dil, birey ve toplum üzerinde etkili olmakta, birçok
doğru ya da yanlış kullanımın yaygınlaşmasını sağlamaktadır. Böylece “Türkçe Kirliliği”
diye de adlandırılan yanlış kullanımlar, toplum diline yerleştikçe, dildeki bozulma
da yoğunlaşmaktadır.(Yapar, 1997:28)
Baskı Aracı Olarak
Dil
Dil aynı zamanda, kullanılan toplumsal baskı araçlarından biridir. Bazı düşünürlere
göre, bir ülkenin yurttaşları, kitle iletişim araçları aracılığıyla, milliyetçilik,
şovenizm, ahlakçılık gibi kavramlarla sürekli beslenerek, var olan üretim ilişkilerinin
sürmesi sağlanır. Günümüzde, ideolojinin üzerinde oturduğu kültürel zemini sağlayan
güç, kitle iletişim araçlarıdır.
“İletişim” derken, bir topluluğun, bu topluluğu oluşturan bireylerin ve bu bireyler
arasındaki bir karşılıklılığın var olduğu, son derece karışık bir süreçten söz
edilmektedir. İnsan beyninin sinirsel faali¬yetleri olan: anlamı öğrenme, algılama
ve tanımayla ilişkili “psikolojik faali¬yetler”, ortak anlam ve kuralların paylaşılmasıyla
ilgili “kültürel faaliyet¬ler”, kimin ne zaman ve ne hakkında iletişim kuracağıyla
ilgili “toplum¬sal faaliyetler”; insanlar arası iletişimin anlaşılmasında temel
ilkeleri belirlemektedir. (Türkoğlu, 2003:25)
Anlaşılırlığın sağlanmasında dili kullanma çok önemlidir. Çünkü, insanoğlunun
dili, yalnız onun konuşabilmesi, düşündüğünü başkalarına iletebilmesi demek değildir.
Dil dediğimiz düzen, insanın gözüdür, beynidir, düşüncesidir, ruhudur. Ama insan
beyninin, nasıl gizli yönleri bilinmeyen noktaları varsa, dilin de çözümlenemeyen,
apaçık ortaya konulamayan birçok yönleri vardır. Özellikle işleyişi, ruhla mantıkla
ilişkisi açısından…(Aksan, 1993:13)
Anlamış olmak ya da anlaşılmak, iletişimin en sorunlu konularından biridir. Bunu
gerçekleştirmek için, ortak dil, bilgi, değer, kavram, deneyim ve inançlara sahip
bulunmak gerekir. Düşünür Bachelard’a göre, gerçek anlamanın bir tek ölçütü bulunmaktadır:
“Anlamış olmak, yeniden yapmayı bilmektir.” (Timball-Duclaux, 1988:22)
Sonuç
Haber, farklı iletişim araçlarının ortak paydası ve hepsinde yer alan bir türdür;
ve hala haber tüm medya türleri içinde özel bir konuma sahiptir. Haber dili ve
söylemi, profesyonel ilkele¬re dayanması gereken tek metindir. Hiç kimse şaire
“Sen böyle yazamazsın.” diyemez. Roman yazmanın hiçbir katı uzlaşımsal kodu yoktur.
Sinema metin¬lerinin kamera hareketleri, kurgu ve senaryo yazı¬mını denetleyen
etik değerler yoktur. Bu metinle¬rin denetimi, belli dönemsel uzlaşımlara dayansa
bi¬le... Oysa haber metinleri için, yazanın uyması gereken ilkeler belirlenmiştir
ve bunlara uymama etik bir ihlal de¬mektir. (İnal, 1996:23)
Çoğu kez haber yazmak, öncelikle varlıkların dış görünümlerini aşmayı, dolayısıyla
iyi bir gözlemi, ciddi bir araştırmayı, verileri doğrulamayı, ayrıntıları bile
belgelemeyi, çeşitli bağlantılar kurmayı, kapsamlı düşünmeyi, fikirleri öncelikler
çerçevesinde düzene koymayı ve bunları düzgün bir biçimde ifade etmeyi gerektirir.
(Martin-Lagardette, 2003:15)
Bu nedenlerle haber, gerçek içeriğinin yanı sıra “doğru, iyi ve mantıklı yazı”
olmalıdır.
Doğru yazı, (içindeki düşünce yanlış da olsa) anlatmak istediğini dil kurallarına
uygun olarak anlatan yazıdır. Doğru yazıda sözcükler, kavramları aşağı yukarı
olarak değil, tam olarak karşılar, cümlenin öğeleri yerli yerinde bulunur. “Doğru”
olmak, yazı dilinin ilk koşulu ve ilk basamağıdır.
İyi yazıda konu, bütün boyutlarıyla ele alınmış olmanın yanı sıra uzun, karışık,
dolambaçlı cümleler yoktur. Söz yapısı o denli sağlam, anlatış öyle derli topludur
ki, okuyanlar “Konu bundan daha iyi biçimde anlatılamaz.” diye düşünürler.(Girgin,
2002:90)
Mantıklı yazı, kolay okunan yazıdır. Kolay okunan yazı da, çok basit bir dilbilgisi
yapısına sahiptir: özne, yüklem, tümleç. Bazı ozan ve yazarlar tarafından pek
de çekici bulunmayan, ancak okunmak ve anlaşılmak için en çok kullanılması gereken
bu tür yazıda, mantık ve kusursuzluk vardır.(Oury, 2000:41)
Bu türlerin yanı sıra bir de “güzel yazı” vardır. Güzel yazı, yazın ustalarının
sanat ürünleridir. Bunlar doğru ve iyi olduktan başka, özgün buluşlar ve imgelerle
süslüdür. Ancak özel yetenek gerektiren bu tür yazı, habercileri ilgilendirmemektedir.
Haberci önce doğru yazmayı öğrenecek, ömrü boyunca da iyi yazacaktır.(Aksoy, 1995:9)
KAYNAKÇA
Aksan, Doğan. Türkçe'nin Gücü. Bilgi Yayınevi. Ankara, 1993.
Aksoy, Ömer Asım. Dil Yanlışları. Beşinci Basım. Adam Yayınları.
İstanbul, 1995.
Bektaş, Arsev. Kamuoyu, İletişim ve Demokrasi. Bağlam Yayıncılık.
İstanbul, 1996.
Belsey, Andrew ve Ruth Chadwick. Medya ve Gazetecilikte Etik
Sorunlar. Çev. Nurçay Türkoğlu. Ayrıntı Yayınları. İstanbul, 1998.
Çongur, Rıdvan. Güzel Söz Söyleme, Söz Sanatı. TRT Yayınları.
Ankara, 1999.
Erata, Rüştü. Saçmalama Türkçe de Neymiş! Yapı Yayın – 102. İstanbul,
Ağustos 2004.
Girgin, Atilla. Haber yazmak. DER Yayınları. İstanbul, 2002.
Gökçe, Orhan. İletişim Bilimine Giriş. Turhan Kitabevi. Ankara,
1998.
İnal, Ayşe. Haberi Okumak. Timuçin Yayınları. Ankara, 1996.
İnceoğlu, Yasemin. Medya ve Toplum. Der Yayınları. İstanbul,
1998.
Martin-lagardette, Jean-Luc. Le Guide de l’Ecriture Jornalistique.
La Découverte. Paris, 2003.
Oury, Pascaline. Rédiger Pour Etre Lu. De Boeck Université. Brüksel,
2000.
Soygüder, Şebnem. Eyvah Paparazzi. Om Yayınevi. İstanbul, 2003.
Timball-Duclaux, Louis. La Prise de Notes Efficace. Editions
Retz. Paris, 1988.
Türkoğlu, Nurçay. Kitle iletişimi ve Kültür. Naos Yayınları.
İstanbul, 2003
Yanıkkaya, Berrin. “Televizyon Habercisi Olarak Kadınlar”. (Basılmamış
Yüksek Lisans Tezi. Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. 1999)
Yapar, Aslı. “Dil ve Basın”. 4. Boyut. İ. Ü. İletişim Fakültesi
Dergisi. Nisan 1997.
Başa Dön
>> |