|
“Türkçe
Kelimeler”
Türkçe
Konuşmak ya da Yazmak için
..A..
abartı (mübalağa),
abece (alfabe), abecesel (alfabetik), acı
(ıstırap, elem, keder), acı çeken (mustarip), acıdaş
(dert ortağı), acıklı (feci, elim, hazin), acıklı olay
(facia), acılı (kederli), acımak
(merhamet etmek), acımalık (sadaka), acımasız
(zalim, gaddar, merhametsiz), acınacak (elim), acınası
(perişan), acınmak (hayıflanmak), acı yitimi (analjezi),
açacak (kalemtıraş), açgözlü (haris), açığa
vurmak (afişe etmek, ifşa etmek), açıkça (alenen), açık
oturum (panel), açık saçık (müstehcen), açıktan
açığa (alenen), açılış (prömiyer), açkı
(anahtar), aday (namzet), adçekimi (kura), adçekmek
(kura çekmek), adıl (zamir), adına sunmak (ithaf
etmek), adını anmak (zikretmek), ağ (şebeke),
ağaç (ahşap), ağı (zehir, toksin), ağıkıran
(panzehir, antidot), ağırlama (ikram), ağırlık
(külfet), ağız (şive), ağlatı (trajedi), ağlatıcı
(trajik), ağrı kesici (analjezik), ağzı bozuk
(küfürbaz), ağzı kalabalık (şarlatan), ağzısıkı
(ketum), akaryakıt (petrol), akbasma (katarakt),
akım (cereyan), aklanmak (beraat etmek), aksaklık
(arıza), akşın (albino), aktarmak (devretmek),
aktarım (transfer, nakil), aktöre (ahlak), akyuvar
(lökosit), al (kırmızı), alabilirlik (kapasite),
alalama (kamuflaj), alan (meydan, saha), alan
korkusu (agorafobi), alantopu (tenis), alay
(kafile, kortej), alaycı (müstehzi), alaz
(alev), albeni (cazibe), alçakgönüllü (mütevazı),
alçakgönüllülük (tevazu), alçalma (tenezzül),
alçalmak (tenezzül etmek), aldatma (hile, ihanet),
aldırışsız, aldırmaz (lakayt), algı (idrak),
algıcı (persepsiyonist), algıcılık (persepsiyonizm),
algılamak (idrak etmek), alıcı (müşteri),
alık (ahmak), alıkoymak (tevkif etmek), alım
(eda), alımlılık (cazibe), alım satım (ticaret),
alındı (makbuz, ilmühaber), alındılı (taahhütlü),
alınkarası (şaibe), alıntı (iktibas), alınyazısı
(mukadderat, tecelli, kader), alıp verme (teati), alışılmış
(mutat), alışım (kurs), alışkı (adet), alışman
(kursiyer), alkış (takdir), almaç (ahize, reseptör),
altezgi (müz. fon), altulaşım (metro), an
(esna), ana baba (ebeveyn), anakara (kıta),
anakent (metropol), anakonusal (tematik), anamal
(sermaye, kapital), anamalcı (sermayedar, kapitalist), anamalcılık
(kapitalizm), anapara (fon, sermaye, kapital), anasoy
(ırk), anasoycu (ırkçı), anasoyculuk (ırkçılık),
ancak (fakat, sadece, ibaret), andaç (ajanda),
andıç (memorandum), anı (hatıra), anık
(amade), anılık (hatıra defteri), anımsama (hatırlama),
anıştırma (ima), anıt (abide), anıtgömüt
(mozole), anılsal (abidevi), anlak (ruhb. zeka),
anlam (mana, meal), anlama (takdir), anlamak
(takdir etmek, idrak etmek), anlambilim (semantik), anlamlı
(manalı, manidar), anlamsız (abes, manasız), anlaşılan
(galiba), anlaşılır (fasih), anlaşılmaz (muğlak),
anlaşım (konsensüs), anlaşma (itilaf, ahenk),
anlaşmazlık (ihtilaf), anlatma (takrir), anlatmak
(ifade etmek), anlayan (aşina), anlayış (zihin,
zihniyet, izan), anmak (yad etmek), anmalık
(yadigar), ansızın (ani), ant (ahit, yemin),
ant içmek (ahdetmek, yemin etmek), antlaşma
(ahit, pakt, antant), apaçık (ayan beyan), apansız
(aniden), ara (mola, mesafe, haftaym), arabalık (garaj),
arabozan (münafık), arabozucu (fesat), arabozukluğu
(nifak), aracı (komisyoncu, vasıta, simsar), aracılık
akçası (komisyon), aracı manav (kabzımal), araç
(vasıta, alet), araçlar (vesait), arada bir
(bazı bazı, bazen), aralı (fasılalı), aralıksız
(fasılasız), ara seçimi (kısmi seçim), …arasında
(ila), araştırmak (tetkik etmek), ara vermeksizin
(mütemadiyen), ardıl (halef), ardından (akabinde),
argın (mecalsiz), arık (zayıf), arıklık
(zafiyet), arılama (tenzih), arılaştırma (tasfiye),
arınmak (temizlenmek), arıtıcı (deterjan), arıtılmış
yağ (rafine), arıtımevi (tasfiyehane, rafineri), arıtmak
(temizlemek), arıyürekli (saf), ark (kanal),
arkasından (gıyabında), armağan (hediye), artağan
(bereketli), artağanlık (bereket), artan (baki),
artırım (zam tasarruf), artırmak (iktisat etmek,
tasarruf etmek), artırmalı satış (mezat), artırma
(mezat, müzayede), artıuç (anot), artı yük (fiz.
pozitif), artmış (fazla), asal (esas), asalak
(parazit), asalakbilim (parazitoloji), asalakbilimci
(parazitolog), ası (afiş), askı (portmanto),
aşağı görmek (hakir görmek), aşağılama (hakaret,
tahkir), aşağılamak (tahkir etmek, hakaret etmek), aşağılık
(adi, rezil), aşağı yukarı (tahminen, takriben), aşama
(safha, mertebe, paye, derece, etap), aşamalı (tedrici), aşama
düzeni (hiyerarşi), aşılama, aşılayım
(telkin), aşılamak (telkin etmek), aşınma (erozyon),
aşırı (fazla, fahiş), aşırı gitmek (haddini
aşmak), aşırı istek (ihtiras), aşırılık (ifrat),
aşıt (viyadük), aşkın (mütecaviz, fazla; transandan),
aşkınlık (!ransandans), aşnı (arkaik, atik),
atacılık (atavizm), ataerkil (patriarkal, pederşahi),
atak (cüretkar), ataklık (cüret), atalar
(ecdat), atama (tayin), atamak (tayin etmek),
atanmak (tayin olmak), atardamar (arter), ateşkes
(mütareke), ateşli (hararetli), atılım (hamle,
atak), atış yeri (poligon), atkı (kaşkol), atlı
(süvari), atmık (sperma), avunç, avunma, avuntu
(teselli), avutmak (teselli etmek), ayak direme
(inat, ısrar), ayaklanma (isyan, ihtilal), ayaklık
(pedal), ayaktopu (futbol), ayaküstü (alamünit),
ayakyolu (tuvalet, hela, apteshane), ayartı, ayartma
(iğfal), aybaşı (adet), aydın (entelektüel),
aydıncılık (entelektüalizm), aydınlatılmış (münevver),
aygıt (cihaz, alet), ayıklama (tasfiye), ayıraç
(reaktif), ayırmak (tahsis etmek, tecrit etmek, izole etmek),ayırtaç
(alameti farika), ayırt etmek (fark etmek), ayırtı
(nüans), ayırtım (rezerve, rezervasyon), ayırtman
(mümeyyiz), aykırı (hilaf, muhalif), aykırılık
(ihtilaf, muhalefet), aykırıkanı (paradoks), ayla (hale),
aylak (avare), aylık (maaş), aymaz
(gafil), aymazlık (gaflet), ayraç (parantez),
ayral, ayrıksı (istisnai), ayrallık, ayrıksılık
(istisna), ayralsız, ayrıksız (istisnasız), ayrıca (antrparantez),
ayrıcalık (imtiyaz), ayrıcalıklı (müstesna,
imtiyazlı), ayrılma (terk), ayrılmak (terk etmek),
ayrım (fark), ayrımlamak, ayrımsamak (fark etmek),
ayrımlanmak, ayrımsanmak (fark edilmek), ayrıntı
(detay), az bulunur (nadir).
..B..
babasız (yetim), bağıl (nispi), bağıllık
(izafiyet), bağımlı (tabi, angaje), bağımsızlık
(istiklal), bağışık (muaf), bağışıklık (muafiyet),
bağışlama (af), bağışlamak (affetmek, hibe etmek),
bağışlatıcı neden (mazeret), bağışlayın (pardon),
bağıt (akit), bağlanmak (angaje olmak), bağlantı
(irtibat, angajman), bağlantılı (koordine), bağlaşık
(müttefik), bağlaşıklık, bağlaşma (ittifak),
bağlı (mensup, tabi), bağlılık (sadakat), bağnaz
(mutaassıp, fanatik), bağnazlık (taassup, fanatizm), bakaç
(vizör), bakı (hek. muayene, fal), bakım (ihtimam,
revizyon), bakımevi (klinik, dispanser), bakım odası
(revir), bakışım (simetri), bakışımlı (simetrik),
bakışımsız (asimetrik) balözü (nektar), baltalamak
(sabote etmek), barınak (ikametgah, pansiyon), basamak
(mertebe, kademe, derece), basılı (matbu, matbua), basım
(edisyon), basımcılık (matbaacılık, tipografya), basımevi
(matbaa), basınç (tazyik), basınçölçer (barometre),
baskılı (otoriter), basmak (istila etmek, tabetmek),
baskı yönetimi (istibdat), başarı belgesi (takdirname),
başarılı olmak (muvaffak olmak), başat (dominant,
hakim), baş eğmek (teslim olmak), başeski (duayen),
başkaldırma (isyan), başlantı (uvertür), başlıklı
(antetli), başsızlık (anarşi), baştanımaz (anarşist),
başvurmak (müracaat etmek), başyapıt (şahaser),
batkı (iflas), bayağılık (adilik), beceri
(hüner), beceriksiz (aciz), beğeni (zevk), beğenme
(takdir), beğenmek (takdir etmek), bekinme (ısrar),
beklenmedik (ani), bekletim (blokaj), bekletime
almak (bloke etmek), belge (evrak, vesika, doküman),
belgelik (arşiv), belgesel (dokümanter), belgit
(senet), belirgi (sendrom), belirgin (bariz,
net), belirlemek (tayin etmek), belirti (araz,
işaret, emare, semptom, endikasyon), belirtke (amblem), bellek
(akıl, hafıza), bellek yitimi (amnezi), bellemek
(ezberlemek), bellik (nişan, marka), belsuyu
(sperma), bencil (egoist), benek (puan, spot),
benekli (puanlı), bengi (ebedi), benimsemek
(kabullenmek), benlik (gurur), benzersiz (harikulade),
benzeşik (homojen), benzet (taklit), benzetlemek
(taklit etmek), berkitmek (takviye etmek), besbelli
(aşikar, ayan beyan), besibilim (diyetetik), besibilimci
(diyetisyen), besidüzen (diyet), besin (gıda),
betim (tasvir), betimlemek (tasvir etmek), bezem
(dekor), bezemci (dekoratör), bezemleme (dekorasyon),
bezemsel (dekoratif), bırakma (terk), bırakmak
(terk etmek), biçem (üslup, stil), biçemlemek
(stilize etmek), biçim (şekil, model, tarz, form), biçimbilim
(morfoloji), biçimsizleşme (deformasyon), biçimsizleşmek
(deforme olmak), bildiğini söylemek (ifade vermek), bildiren
(ihbarcı), bildirge (beyanname), bildirim (tebligat,
ihbarname), bildirimde bulunmak (beyan etmek), bildirişme
(muhabere, haberleşme), bildirmen (muhabir), bile (hatta,
hala), bilen (aşina), bilinç (şuur), bilinen
(malum), bilinmeyen (meçhul), bilmece (muamma),
bilmeyerek (kazara), bilmezlik (cehalet),
bindirim (zam), bireşim (sentez), birey
(fert), bireysel (ferdi), biriktiri (tasarruf,
koleksiyon), biriktirmen (tasarruf eden, koleksiyoncu),
birim (ünite), birlikte (beraber), bitirme
belgesi (sertifika), bitirmek (mezun olmak), boğazlak
(guatr), boğazyangısı (anjin), boruyolu (payplayn,
pipe line), boşalmak (akü. deşarj olmak), boşaltıcı
(vidanjör), boşaltma (tahliye), boşaltmak (tahliye
etmek), boşlama (ihmal) boyunbağı (kravat),
boyuncak (kolye), boz (gri), bozkır
(step), bozma (ihlal, iptal), bozmak (feshetmek,
iptal etmek, mahvetmek), bozulmamış (bakir), bozulmuş
(dejenere, deforme), böbreküstü (adrenal), böcek
(haşere), böle (fasikül), bölmek (taksim etmek),
bölü (taksim), bölümce (paragraf), bölünç,
bölüt (taksit), budun (kavim), bulaşım
(enfeksiyon), bulaşmak (sirayet etmek), bulgu
(keşif, hek. araz), bulma (icat), bulmak (keşfetmek, icat etmek), bulunak (adres), bulunan (mevcut), buluş (keşif), buluşum (randevu), bunalım (buhran, kriz), burgaç (girdap), buyruk (emir), buyrum (irade), buyrumlu (iradeli), buyurgan (despot, diktatör), buyurganlık (diktatörlük, despotizm), buyurucu (amir), buzçözer (defroster), buzdağı (aysberg), büğet (baraj), bürümek (istila etmek), bütüncül (totaliter), bütünleme (ikmal), büyüklenen (kibirli).
..C..
canayakın (sempatik), cankurtaran (ambulans), caymak (vazgeçmek), coşku, coşuntu (heyecan), coşkulu (heyecanlı), coşkun (hararetli).
..Ç..
çaba (gayret, efor), çabucak (derhal, hemen, alelacele), çabuk (tez), çağal, çağdaş (modern, asri), çağırmak (davet etmek), çağlayan, çavlan (şelale), çağrı (davet), çağrılı (davetli), çağrılık (davetiye, celp), çağüstü (ultra modern), çalgı (saz, enstrüman), çalım (fiyaka), çalışım (kampanya, antrenman), çalışkan (faa!), çalışma, çalışkanlık (faaliyet), çalışman (eleman), çalıştırıcı (antrenör), çalıştırma (istihdam), çalıştırmak (istihdam etmek), çapraşık (muğlak, girift), çapraz (kruvaze), çarçabuk (alelacele), çarpınç (sansasyon), çarpınçlı (sansasyonel), çarpma (isabet), çarpmak (isabet etmek), çatalağız (coğr. delta), çatışma (arbede, taarruz), çatkı (şasi), çekememek (haset etmek), çekemezlik (haset), çekicilik (cazibe), çekidüzen (intizam), çekilme (istifa), çekilmek (istifa etmek), çekince (tehlike, risk, riziko), çekinceli (tehlikeli, riskli, rizikolu), çekinmesiz (pervasız), çelebi (centilmen), çelimsiz (zayıf), çelişki (tenakuz, tezat), çeper (cidar), çeşit (nevi), çeşitleme (varyasyon), çeşitli (muhtelif), çetin (zor), çevirgeç (şalter, turnike), çeviri (tercüme, translation), çevirmen (tercüman, translator), çevre (etraf, dünya, banliyö), çevrebilim (ekoloji), çevrebilimci (ekolojist), çevrebilimsel (ekolojik), çevren (ufuk), çevriyazı (transkripsiyon), çığlık (feryat), çıkar (menfaat, avanta), çıkar sağlamak (istismar etmek), çıktı (output), çırpıcı (mikser), çiçeklik (vazo), çifteker (bisiklet), çığ (ham), çivileme (smaç), çizelge (cetvel, tablo), çilem (şema), çizenek, çizge (grafik), çizer (karikatürcü, karikatürist), çizim (şema), çizit (dizayn), çizitçi (dizaynır), çocukbilim (pedoloji), çocukbilimci (pedolog), çocuk yuvası (kreş), çoğu (ekseri), çoğunluk (ekseriyet), çoğunlukla (ekseriya), çok acıklı (feci, fecaat), çokça (külliyetli), çokeşlilik, çokevlilik (poligami), çok gerekli (farz), çok güzel (enfes, şahane, harika), çok iyi (ala), çok kötü (berbat, lanet, felaket), çoksatar (best seller), çoksesli (polifonik), çokseslilik (polifoni), çokuluslu (mültinasyonal), çok üzülmek (kahrolmak), çöküntü (depresyon), çözelti (solüsyon), çözgü (mat. problem), çözmek (halletmek), çözümleme (tahlil, analiz), çözümleyici, çözümsel (analitik), çözüm yolu (hal çaresi, formül, hal şekli), çukur, çukurluk (kasis), çürükçe (kangren), çürükçeleşmek (kangren olmak), çürütme çukuru (fosseptik).
..D..
dağarcık (repertuar), dağınık (perişan, pejmürde), dağıtımcı (distribütör), daha (henüz), daha iyi (evla), daha kötü (beter), dal (şube, branş), dalgakıran (mendirek), dalgalı (ondüle), dalgı (gaflet), dalınç (meditasyon), damıtıcı (imbik), damıtma (distilasyon), danışıklı dövüş (şike), danışım (konsültasyon), danışma (müracaat, istişare, müzakere, enformasyon), danışma kurulu (şura, istişare heyeti), danışman (müşavir), Danıştay (Şurayıdevlet), -dan oluşan (ibaret), daraltma (tahdit), dar geçit (badire), darmadağın (perişan, tarümar), davranış (hareket, muamele, hareket tarzı, eda), davranış töresi (adabımuaşeret), dayanak (mesnet), dayanaksız (söz. asılsız, batıl), dayanarak, dayanılarak (istinaden, atfen, binaen), dayanca (tahammül), dayanç (sabır), dayançlı (sabırlı), dayançsız (sabırsız), dayanmak (mukavemet etmek, tahammül etmek, sabretmek), dayatmak (ısrar etmek), değer (paha, kıymet, layık, kadir), değerbilir (kadirşinas), değerdüşürümü (devalüasyon), değeri düşmek (para. devalüe olmak), değerli (kıymetli), değer yükseltimi (para. revalüasyon), değin (ila, kadar), değinmek (temas etmek), değişinim (mutasyon), değiştirgen (parametre), değme (temas, kontak), değmek (temas etmek, isabet etmek), demeç (beyanat), demirkapan (mıknatıs), -den başka (hariç), -den başlayarak, -den beri, -den sonra (itibaren), -den dolayı (binaen), deneme (tecrübe, prova), denetçi (müfettiş, kontrolör, murakıp), denetim (teftiş, kontrol, murakabe), denetleyici (murakıp), denetmen (müfettiş), deney, deneyim (tecrübe), deneysel (eksperimantal), deneyüstü (transandantal), denge (balans, muvazene), dengelem (bilanço), denildiğine göre (güya), denizbilim (oşinogafi), denli (kadar), deprem (zelzele), depremyazar (sismograf, depreşmek (nüksetmek), dergi (mecmua, magazin), derişik (konsantre), dernekevi (lokal), derslik (sınıf), devinim, devinme, deviniş (hareket), devingen (dinamik, hareketli), devrim (inkılap), deyim (tabir, ekspresyon), deyiş (ibare, ifade), dış (hariç, harici), dışalım (ithal, import), dışalımcı (ithalatçı), dışardan getirmek (ithal etmek), dışsatım (ihraç, eksport), dışsatımcı (ihracatçı), dışarı satmak (ihraç etmek), dışbükey, (konveks), dışıl, dıştan (harici), dikici (terzi), dil (lisan), dilbilgisi (gramer), dilbilim (lengüistik), dilbilimci (lengüist), dile düşürmek (teşhir etmek), dileği gerçekleşmek (muradına ermek), dilek (temenni, arzu, rica), dilekçe (arzuhal, istida), dilemek (arzu etmek, temenni etmek, rica etmek), dilmaç (tercüman), dinç (zinde), dindirici (hafifletici), dindirmek (teskin etmek), dinerki (teokrasi), dinerkil (teokratik), dingil (aks, mil, şaft), dingin (hareketsiz, sakin), dinlence (tatil), dinlenme yeri (kamp), dinleti (konser), dinsel (dini), dinyayar (misyoner), dinsel tören (ayin), dipyüzey (fon), direnmek (mukavemet etmek, inat etmek), dirim (hayat), dirimbilim (biyoloji), dirimsel (hayati, biyolojik), dize (mısra), dizelge (liste), dizem (tempo, ritm), dizemli (ritmik), dizge (sistem), dizgesel (sistematik), dizin (fihrist, indeks), dizmek (tertip etmek, istif etmek), doğa (tabiat, natür), doğal (tabii, natürel), doğadışı (gayri tabii), doğal kıran, doğal yıkım (tabii afet), doğaötesi (metafizik), doğaüstü güç (maneviyat), doğruca (direkt), doğrulamak (tasdik etmek, teyit etmek), doğrulama belgesi (tasdikname), doğrultma (tashih), doğrultu (istikamet), dokuma, dokumacılık (tekstil), dokundurmak (ima etmek), dokunmak (temas etmek, tesir etmek), dolangaç (labirent), dolaşı (turne, tur), dolay (civar), dolaylı (endirekt), dolaylık (varoş, banliyö), doldurmak (şarj etmek), don (külot), donatı (teçhizat, armatür, ekipman), donatmak (teçhiz etmek), donduraç (dipfriz), donmaönler (antifriz), donuk (mat), doruk (zirve), doymazlık (ihtiras, hırs), doyum, doyurma (tatmin), doyumsamak (tatmin olmak), doyumsatmak (tatmin etmek), döker (damper), döküm (envanter), dölüt (cenin), dölyatağı (rahim), döndürüm (ciro), dönem (devre), dönemsel (periyodik, devri), dönemeç (viraj), dönence (burç), dönerbasar (rotatif), dönergeçit (turnike), döngü (rotasyon), dönü (tur), dönüşme (inkılap, tahavvül), dönüştürmek (tahvil etmek), dönüştürücü (transformatör), dönüşül (kritik), dördül (mat. kare), dörtlü (kuartet), döşem (tesisat), döşeme (mefruşat), dudak boyası (ruj), dumağı (nezle), durağan (sabit), duraksamak (tereddüt etmek), durduraç (fren), durdurmak (frenlemek), durgu (sekte), durguluk (park), durgun (sakin, hareketsiz), durmak (stop etmek), duru (berrak), durucu (payidar), duruk (statik), durulma (istikrar), durum belgesi (ilmühaber), duruş (poz), duyarca (alerji), duyarcalı (alerjik), duyarga (yaşb. anten), duyarlı (hassas), duyarlık (hassasiyet), duygu (his), duygudaş (sempatizan), duygulu (hassas, hisli), duyuk (haber), duyumsamak (hissetmek), duyunç (vicdan), duyuru (anons, ilan), düş (rüya, hayal), düşçü, düşsever (hayalperest), düşgörüntü (hayalet), düş kırıklığı (sukutu hayal), düşkurmak (hayal kurmak), düşkü (hobi), düşkün (müptela, bir şeye meraklı), düşkünler yurdu (darülaceze), düşlem (fantezi), düşlemsel (fantastik), düşülke (ütopi, ütopya), düşülkesel (ütopik), düşündeş (hemfikir), düşüncü (ideolog), düşüngü (ideoloji), düşüngüsel (ideolojik), düşürüm (damping, darbe), düşyıkımı (hüsran), düzbaskı (tipo, lipografi), düzeltici, düzeltmen (tashihçi), düzeltim (reform), düzeltimci (reformist), düzence (disiplin), düzengeç (regülatör), düzenleyici (regülatör, organizatör), düzenteker (volan), düzey (seviye), düzgeçiş (transit), düzlük (platform), düzmece (sahte, kalp), düzyazı (nesir),
>>
Listenin
devamı için tıklayın |