www.atillagirgin.net
 
 
>> anasayfa >> yayınlar anasayfa >> yazılar

İ.Ü. İletişim Fakültesi’nin 55. Kuruluş Yıldönümü


Doç. Dr. Atilla Girgin habere ve haberciliğe yıllarını vermiş bir isim. 1969 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın-Yayın Yüksekokulu’ndan mezun olan Girgin, gazeteciliğe ilk olarak Anadolu Ajansı’nda başladı. Maceracı kişiliğinin onu haberciliğe çektiğini belirten Girgin, 1987 yılından bu yana okulumuzda mesleki dersler veriyor.
Fakültemizin en eski hocalarından biri olan Girgin, aynı zamanda Marmara, Yeditepe ve İstanbul Ticaret Üniversiteleri’nin İletişim Fakülteleri’nde de dersler veriyor. Fakültemizin 55. yılında Doç. Dr. Girgin ile anıları ve gazetecilik mesleği üzerine bir söyleşi yaptık.

Gazeteciliği sizin için çekici kılan neydi?
Aslında benim hedefim hariciyeci olmaktı. Biraz da maceracı bir kişiliğim olduğu için çeşitli ülkeler görmeyi planlıyordum. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne de hariciyeci olmak için gittim. O arada bir arkadaşım Basın-Yayın Yüksekokulu’na kaydolmuştu ve ben de onunla birlikte derse girdim.
Gazetecileri o zamana kadar hiç tanımıyordum. Basın-Yayın Yüksekokulu’nun ilk senesinde de aradaki dengeleri fazla bozmamak için gençlerle birlikte basında deneyimli, basın kartı taşıyan Ankaralı gazetecilerden de bir kontenjan almışlardı. Bu ilk kontenjan grubundaki gazeteciler giyimleriyle, davranışlarıyla elit gazetecilerdi. Onlara benzeyen biri olmaya karar verdim ve hemen fikrimi değiştirdim. İyi bir gazeteci olursam, diğer ülkeleri de gezebileceğimi öğrendim. Böylece Basın-Yayın Yüksekokulu’nda kalmaya karar verdim.

O zamanlar gazetecilik mesleği daha mı parlaktı?
O zamanlar gazetecilik, toplumda daha saygın bir meslekti. Gazetecilerin, politikacı ve devlet adamlarının önünde çok prestijli durumları vardı. Ama o gazeteciler de yazı, davranış ve görüşleriyle onu hak ederlerdi. İşte orada günümüze göre biraz azalma var.
Ben gazeteciliğe başladığımda bir bakan, basın toplantısına 15 dakika geç geldiği için toplantı terk edildi. Aynı bakan, müdürlerimize telefon etti ve özür diledi. Biz bunun üzerine tekrar gidip basın toplantısını izledik. Şimdi böyle bir uygulama mümkün değil.

Basın-Yayın Yüksekokulu’nu bitiren ilk gazetecilerdensiniz. Bunun eksikliklerini hissettiniz mi?
Bize, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin hocaları ders veriyordu. Çünkü gazetecilik, Türkiye için yeni bir meslekti. Birkaç gazeteci deneyimlerini anlatmaya geldi ama uygulamacı gazetecilikle akademisyenliği birleştiren yoktu. Hocalarımız bunun farkındaydı ve yabancı hocalar getirdiler.
Onların tecrübeleri ve ders notları bize kaynak oldu. Sonra da okuldan yetişenler, akademik hayata girenler oldu ve o denge sağlandı. Ama ilk aşamada bu eksikliğin farkına vardılar ve kısa sürede giderdiler.

İ. Ü. iletişim Fakültesi’ne ilk geldiğiniz günler neler yaşadınız?
Selami Akpınar, Anadolu Ajansı’nın üç önceki bölge müdürü idi. Bu okulda da “Ajans ve Ajans Haberciliği” dersini Selami Bey veriyordu. Ben o dönemde, Aajans’ta görev yaparken, bir gün Selami Bey beni ziyarete geldi. Bana bu okulda ders verdiğini ama onu biraz yorduğunu söyledi. “Sen bu dersi vermek ister misin?” diye sordu. Gençler yetiştirmek, gençlerin arasında olmak ve özellikle İstanbul Üniversitesi gibi bir kurumda ders vermek, herkese nasip olmaz. Selami Bey bana bu görevi verirken hazırladığı ders notlarını da verdi. Ben ondan ve birçok kaynaktan yararlandım. Ayrıca güzel davranış örneği olarak ‘Haber Yazmak’ kitabıma ders notlarından alıntılar yaptım.

O yıllardan beri fakültemizde ne gibi değişimler gözlemliyorsunuz?
Tabii modernleşme ve ileriye gidiş var. Stüdyo ve Ajans kuruldu. Zengin bir kütüphane oluşturuldu. Bizim böyle bir şansımız yoktu. Bir gelişme var, fakat bu gelişmedeki verimliliği azaltan şey, sayısal çoğunluk. Sınıf sayısı az olursa daha başka şeylere yönelebiliyorsun. Bir an önce kontenjanların azaltılmasında yarar var. Böylece daha seçkin gruplar gelir.

İ. Ü. İletişim’i diğer iletişim fakülteleri ile kıyaslarsanız, neler söylersiniz?
Bana göre, vakıf üniversiteleri de dahil, iletişimin liderliğine oynayan 3 fakülte var: İstanbul, Marmara ve Anadolu Üniversitesi İletişim Fakülteleri. Bazı kurumların köklü olmasının getirdiği bir gurur var. Ben bunu İstanbul Üniversitesi’nde hep hissettim. Bu büyük bir şans tabii. Doktoramı İ. Ü.’de, yüksek lisansımı Marmara Üniversitesi’nde yaptım. İ. Ü.’de doktora yapmak herkesin harcı değil.
Belli kurumların kalitesi, ürünleriyle ortaya çıkar. Ürünleri de öğrencilerdir, asistanlardır, öğretim üyeleridir. Bunların ortaya çıkardıkları akademik, bilimsel sonuçlardır.

Siz öğrencilerinize ilk olarak neyi öğretmeyi amaçladınız?
Öncelikle gazeteci, bir yere başvurduğu zaman saygınlığıyla işe başlamalı. Tabii bunun yanında mesleğini bilmesi lazım. Toplumsal, ulusal ve uluslararası konularda fikir sahibi olması lazım. Gazetecinin daima kendini güncelleyen bir kişi olması, mesleğini gönülden sevmesi gerekir. Bu mesleği sevmezseniz, yapamazsınız. Öğrencilerime ilk bunları öğretmeye çalışıyorum.

Medyanın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Medyaya bir ilgi var. Yazılı basına da ilgi var. Yavaş yavaş tirajlar artıyor. Ama hayat koşullarının zorlaşması nedeniyle içerikte biraz yozlaşmalar var. O içeriğin, belirli bir düzeye gelmesi lazım. Bunun eğitim sistemiyle çok yakından ilgisi var. Yani belli süreç içinde, öyle gençler yetişecek ki artık televizyonların magazin programlarına bakılmayacak. Belgeselleri, ciddi programları seçecekler. Bu genel eğitim seferberliği ve Türkiye’deki eğitim sisteminin büyük reforma uğramasıyla mümkün.

Sizce üniversiteler, sektörün ihtiyaçlarına ne kadar cevap veriyor?
Üniversite, piyasa koşullarına uygun adam yetiştirmez; piyasanın kendi ayrı koşulları vardır. Çark ayrı bir şekilde işler ama üniversitelerdeki eğitimin de amacı, o işleyen çarka çabuk adapte olabilecek insanlar yetiştirmektir. Koşul, sadece o işi yapmaya hazır hale gelmenin süresini kısaltmaktır.

Size göre “İdeal Gazeteci” tanımı nedir?
Gazeteci olmak, önce adam olmak demektir. “Adam” kelimesi, içinde çok anlam barındırıyor: Ahlak, namus, ilkelilik, ülkesini ve insanları sevmeyi, en önemlisi de kendine saygıyı barındırır. Bu niteliklere sahip kişinin, gazeteciliğin yanı sıra çok şey olacağı kesin.

Bundan sonra neler yapacaksınız?
Son olarak bir site kurdum, “atillagirgin.net”. “Haber Yazmak” kitabımın 3. baskısı yapıldı. Marmara Üniversitesi doktora sınıfında, Türkiye’de yaşayan röportaj ustalarıyla ilgili bir kitap hazırlamayı düşünüyoruz. Onu bitirdikten sonra da anılarımla ilgili 2. kitabımı yayımlayacağım.

kitaplar makaleler projeler sunumlar yayinlar